8 Eylül 2014 Pazartesi

Teknolojik anneler için Motorola Moto 360...






       Bir saat hem estetik, hem sofistike, hemde akıllı nasıl olabilir diyorsanız Motorola Moto 360'ı henüz görmemişsiniz demektir .IFA 2014 kapsamında Motorola'nın düzenlediği basın toplantısında resmen tanıtılan Moto 360'ın stokları Kuzey Amerika'da satışa sunulduğu andan itibaren 3 saat içinde tükendi.



      
       Normal bir saate bu kadar yakın oluşu , kadranının rengini istediğiniz renge değiştirseniz de her renge uyum sağlıyor olması, yuvarlak kadranı ile karizma saat bence.Her ne kadar ekim ayında satışa sunulacağı düşünülen LG G Watch R akıllı saat de çok şık gözükse de Moto 360 ilk göz bebeğim, bu saate aşık oldum diyebilirim :)
      İşletim sistemi Android Wear olan Moto 360,  1.5 inç'lik dairesel bir ekrana sahip.Ekran, Gorilla Glass ile güçlendirilmiş.Yani biz bayanların saatlerini oraya buraya çapma potansiyeli göz önünde bulundurulmuş.Ekranın sunduğu çözünürlük ise 320x290.Moto 360'ın kalbinde 4 GB depolama alanı ve 512 MB RAM bulunuyor.Şarj için kablo yerine kablosuz şarj teknolojisini kullanılıyor. Moto 360'ın, suya ve toza karşı dayanıklı olduğunu da belirtmek isterim.Zira buda bol bulaşık yıkayan biz bayanların saati kullanırken aklı kalmayacak demektir sanırım.Bir gün kullanırsam ilk bunu test edeceğim şahsen :)
        Moto 360'ın ağırlığı 49 gram; sahip olduğu batarya ise 320 mAH kapasite sunuyor. Kalp atış sensörü ve adım sayar içeriyor.ABD'de satışa sunulan Moto 360'ın satış fiyatı ise, 299 dolar olarak açıklandı...Alınır mı ? Alınır :)



7 Eylül 2014 Pazar

Yer Çekimi







Yer Çekimi

Vizyon Tarihi : 11 Ekim 2013 (1s 30dk)
Yönetmen       : Alfonso Cuarón
Oyuncular       : Sandra Bullock, George Clooney, Ed Harris devamı...
Tür                  : Bilimkurgu
Ülke                : ABD , İngiltere
İMDB Puanı   : 8,0

Filmin Özeti

    Dr. Ryan Stone zeki bir tıp mühendisidir ve emekliliğinden önce son görevine çıkan yetenekli ve deneyimli astronot Matt Kowalsky'nin yönetimindeki mekikte ilk uzay yolculuğuna çıkar. Herşey yolunda gibi görünürken rutin bir keşif yürüyüşü sırasında bir felaket yaşanır. Mekik çarpan bir cisim sonucu paramparça olur. İki bilim insanı uzay boşluğunda yapayalnız kalırlar. Yeryüzü ile iletişimleri tamamen kopmuştur ve sonsuz karanlıkla başbaşadırlar. Şimdi korkunun yerini panik alır, üstelik var olan sınırlı oksijenleri de gitgide tükenmektedir. İkili eve, dünyaya dönüş yolunu bulabilecek midir?
Y Tu Mamá También, Son Umut, Harry Potter ve Azkaban Tutsağı gibi filmlerin yönetmeni ve ortak senaristi olarak tanıdığımız Meksikalı sinemacı Alfonso Cuarón'ın yönetmenliğini üstlendiği bilim-kurgu geriliminin başrollerini ise Sandra Bullock ve George Clooney paylaşıyor.(kaynak: www.beyazperde.com)

Zeynebin Ezgisi Yorumu

    İlk fragman yayınlandığından itibaren beni heyecanlandıran ve meraklandıran bir filmdi Yer Çekimi.Bende izlediğim filmlerin yorumunu ilk Yer Çekimi ile paylaşayım dedim.Belki bir çekim gücü oluşturur okuyucularımda :) Film gösterimdeyken Aydın'da olduğumuz için babanneye Zeynep'i bırakıp, sinema salonunda izleme fırsatı bulduğum nadir filmlerdendir.Benim için yeri ayrıdır yani...Çocuklu bir aile olunca ve çocuğu bırakacak yerin olmayınca sosyal hayatında bir çok değişiklikler oluyor.

      Yedi dalda Oscar alan film, ilk olarak bilimsel verilerle başlıyor. “Yeryüzünün 600 km üzerinde sıcaklık +125 ile – 64 derece arasında değişir. Sesi iletecek hiçbir şey yoktur. Hava basıncı yoktur. Oksijen yoktur. Uzayda yaşam imkansızdır.” Son görevine çıkan Dr.Ryan Stone'un (Sandra Bullock ) başına bizim tabirimizle “Bir şeyi kırk kere söylersen olur.” misali bir olay gelir.Sen misin sessizliği seven? Haberleşme panelinden kaynaklandığını düşündüğü bir problemi çözmek için Matt Kowalsky ile çalışırken houstondan Rus uydusunun füzeyle vurulduğu haberi gelir.Başta patlama sonrası oluşan enkaz bulutunun rotası Dr.Stone'un bulunduğu rota ile çakışmıyorken, füzenin patlaması zincileme reaksiyona sebep olur ve yörüngedeki bir çok uyduyu patlatır.Böylece yeni bir enkaz bulutu oluşur.Bu yeni enkaz bulutunun rotası ise Dr.Ston'un bulunduğu rotadır.Enkaz uzay istasyonunu parçalar ve Dr.Stone uzayda sürüklenir.Neyseki bir süre sonra yakışıklı aktörümüz George Clooney “Matt Kowalsky” karakteriyle gelir ve Dr.Stone'u bulur.Enkaz bulutunun bir daha tekrarlanmayacağını düşünürken, maalesef enkaz bulutu tam yeni uydularına kavuştular derken yine yakalar onları.Bu sefer Matt Kowalsky centilmenlik örneğinin şahını sergiler ve kendini feda ederek Dr.Stone ile yollarını tamamen ayırır.Bu aşamadan sonra bile Dr.Stone'un başına gelenler pişmiş ördeğin başına gelmemiştir.Dr.Stone aldığı eğitimlerin ve kendinden beklenen performansın çok üstünde bir performans göstererek yaşam savaşını kazanır..İyi seyirler...

6 Eylül 2014 Cumartesi

Zaman yoksunu kadınlar...









     Biz kadınlar kendi aramızda sohbet ederken, hatta dertleşirken bazen şöyle bir cümle kurarız “Kadınların çilesi hiç biter mi kızım ?” yada “Ev işi hiç biter mi?” . Geçmişten bugüne kadınların hayatlarını bir gözden geçirin...Multi milyoner olanları değil tabii ki :) Eski zamanlardan beri biz kadınların hayatı hep zordu.Adeta ailenin planlama yöneticisiymiş gibi her şeyi saniye saniyesine planlaması gerekirdi.Sabah kalk,kahvaltı hazırla,çocukları uyandır,yedir,bulaşıkları topla,evi topla,evi süpür,evi sil, tozları al,haftada bir veya duruma göre iki kere çamaşır yıka,çamaşırları ipe as, kuruyunca topla,çamaşırları katla, ütülenecekleri ütüle,öğlen için yemek hazırla,akşam için tekrar yemek yap,çocuklara arada atıştırmalık (meyve,yoğurt,ceviz,fındık vs.) vermek lazım ,çocuklar varken her şey yerli yerinde kalmıyor tabii..Akşam işten eve eşin gelir.Yine kaldığımız yerden devam :) Sofra kur,yemek ye,sofrayı kaldır,bulaşıkları yıka,çayı veya kahveyi koy,servis yap,çocuk kavgası ayır,çocukları banyo yaptır,pijamalarını giydir,uyut ve uyu...Çünkü yarın yine erkenden mesain başlayacak. Genel ev temizliğine hiç girmeyelim bile...Hatta çocukları okula giden kadınların işlerini de katmadım :)
      Kadınların bu durumuna çare olmak için bazı hayırsever arkadaşlar hayatımızı kolaylaştıracaklarını düşündükleri makineleri buldu.Sanırım baya yoğun eşleri vardı ki eşlerinin yüzünü görebilmek için bu makineleri bulmaya kendilerini adadılar :)Derken buzdolabı,çamaşır makinesi,televizyon,radyo,bulaşık makinesi,gırgır,elektrikli süpürge,mikser,doğrayıcı,çırpıcı,su ısıtıcı,buharlı ütü,kahve makinesi,çay makinesi,mikrodalga fırın,yoğurt makinesi,fritöz,çorba makinesi hatta ev süpüren robotlar geldi evlerimize...

Yine de zaman bulamıyoruz.Gün bitiyor ve bir bakıyoruz ki kendimize hiç vakit ayırmamışız.Çocuklar uyuduktan sonra geriye iki seçenek kalıyor.Uyuyup dinlen yada uykundan çal ve kendine vakit ayır...Ne kadar zaman değişmiş, teknoloji her geçen gün kendini aşmış olsa da yine zaman yoksunu kadınlar...Benim tercihim mi? Bence uykudan çal ;)
      Değişmeyen bir gerçek varsa o da ev işi hiç bitmez.Benden söylemesi ;)


4 Eylül 2014 Perşembe

Affetmek...









     Çocuklarımızı yetiştirirken , onlardan öğreneceğimiz çok şey var. Bunlardan biri de affetmek. Şu manzarayı hepimiz görmüşüzdür. İki çocuk, birlikte oynarlarken birden anlaşamazlar ve kavga çıkar. Anneler olaya müdahale edip bir hakem edasıyla onları birbirinden ayırır.Çok değil sadece birkaç dakika birbirinden ayrı kalan çocuklar birbirini sormaya başlar ve bir de bakmışsınız sanki az önce birbirine girmemişler gibi oynuyorlar..Afallayıp kalırsınız:)
     İşte bu şekilde saftır çocuk kalbi..Kin tutmazlar,uzatmazlar, belki de bu yüzden hep mutludurlar. Affedemeyen insanın ruhu kapana kısılmış gibidir.Bir türlü huzur bulamaz.Her ne kadar boş vermiş gibi gösterse de kendini boş veremez. İçeride bir yerlerde haksızlığa uğradığı duygusu yüreğini kor ateşler gibi dağlar. “Bunu bana nasıl yapar?” der durur içindeki ses.Zordur o an ne yapacağına karar vermek.
      Affetmek mi? Affetmemek mi?Affetmek biz yetişkinler için karşı tarafın suçsuzluğunu kabul etme gibi görünür çoğu zaman.Zor gelir insana.Ama şu da bir gerçek ki affetmeyişimizle sadece karşı tarafı cezalandırmış olmayız.Aynı zamanda kendi ruhumuzu da cezalandırırız.Nefessiz kalıyor,her şey üstüne üstüne geliyor gibi hissederiz.Affetmek bizi özgür kılar.Deneyin ve görün. Kırgın olduğunuz insanla görüşmeden önce stres yüklü olan vücudunuz, karşınızdakini affettikten sonra üstünüzden koca bir yük kalkmış gibi rahatlamış hisseder.Birden günlerdir süren baş ağrılarınız son bulur. Hafiflersiniz. Hatta “Üç günlük dünya...İyi ki yapmışım, çok rahatladım.” dersiniz. Affetmek zor verilen karardır.Kendi kendinize şunu sormalısınız : “Ömür boyu azap mı? Ruhani huzur mu?”

    Kendinize bir iyilik yapın ve affedin...Azaptan kurtarıp, ruhunuzu özgür kılın...

Düşmanını affetmemiş kişi, henüz yaşamın en yüce zevklerinden birini tatmamıştır.”
Johann Lavater


2 Eylül 2014 Salı

Çakıl Taşları



   

   “Bir kadının hayal kırıklığından daha çok canını yakan çocuğunun hayal kırıklığıdır.”dedi dostum.Durdum ve düşündüm..Bir kadın olarak hayallerimi ve hayal kırıklıklarımı düşündüm..Anladım ki biz kadınlar gerçekten güçlüyüz. Söyleyeyim size takılmayız öyle şeylere.. En fazla üstünde durup düşüneceğimiz birkaç dakikadır sonra ise güler geçeriz...
    Ama bir kadının kolunun kanadının kırıldığı ,kalbinin hançerle dağlandığı andır çocuğunun yaşadığı hayal kırıklığı...Bir volkan misali ateşler sarıverir her yerini. Bir şey yapmalıyım dersin...Yeter ki o minicik masum yüzünde yeniden güller açsın.O an en zor görevin bile hakkından gelir anne.Cesaretin en delisi gelir ruhunu kaplar.Bu yüzden siz siz olun kimsenin çocuğunu hayal kırıklığına uğratmayın:)Dondurmacılar şu çocuklara bir bilemedin iki kere numara yapın mesela.Çocuk bunlar, sabırsızlar...

    Misal, çocuğumu hayal kırıklığına uğratmamak için en son yaptığım şey.Hiç bir deneyimim olmamasına karşı uçurtma uçurmak oldu.Hafta sonu esen deli rüzgarı bir fırsata çevirelim dedik.Ailecek indik sahile.Eşim uçurtmayı açtığı an Zeynep'in hayran hayran baktığı andı.Rüzgar bir duruyor bir esiyordu.Şansa bak dedim.Bir kaç denemeden sonra eşim yapamayacağız uçmuyor bu dedi. “Nasıl? ” dedim.Az önce Aliyi izlediğim için az çok anlamıştım nasıl yapılması gerektiğini.Biraz yürüdük.İleride bir park vardı.Zeynep hemen oraya daldı.Ama benim içimde uhde kaldı bir kere çocuğum göremedi uçurtmasının uçtuğunu diye...Kaptığım gibi uçurmayı koştum.İlk deneme olmadı.Eşim de zaten çok kalabalık koşamazsın vazgeç dedi.Biraz dırdır yaptım.Yeniden rüzgarın hızla esmesini bekledim.Rüzgarın esmesiyle bizim uçurtmanın uçması bir oldu. “Oldu” dedim içimden. Bir görev daha başarıyla bitti. Zeynep'i çağırdım, uçurtmayı görünce kahkaha attı.Sonra kısa bir süre beraber tuttuk uçurtmayı.Aklı parkta kalmış bizimkinin uçurtmayı bana verdi, parka gitti.Arkasından kısa bir süre sonra bizim uçurtma düştü :) Sizin anlayacağınız uçurtma kızıma değil, bana hayal kırıklığı oldu.Neyse ki biz güçlüyüz :) Yine de çok güzel bir deneyimdi...
     
                                                         

Gülümse Kaderine..



Dün hayal kırıklığı ile geçen günümün ardından bugün bunalıma sürüklendim biraz.Şimdi ne olacaktı peki?
Zeynep'in okulu başladı.Bu sene haftanın beş günü okula gidecek.Bu sabah okula gitmek için onu giydirir iken şöyle bir baktım ve içimden geçen şu oldu: “Beş gün...Sabah götürüp akşam üstü alacağım.Eve gelince akşam yemeği hazırlıkları olacak.Akşam yemeği ye, kitap oku ve yatış saati..Allah'ım zaman kalmayacak mı koklaşmaya ? Çok özleyeceğim galiba..”
Her anne çocuğuna sağlayabileceği en iyi imkanı sağlamak ister.Ben de öyleyim.Zeynep Ezgi için beş günlük okul programının dikkat eksikliğine iyi geleceğini düşünerek okuluna götürdüm.Dün verilen bu ayın zarfı geldi aklıma.Beş gün çocuğunu okula göndermenin de bir bedeli var tabii...Çalışmayınca kara kara düşünebiliyor insan bazen..
Bir de doktor işi var.Bugün 184'ü aradım.Eşimin tabiri ile “kimi kime şikayet ediyorsun ki? ” dedim.Telefon hattında ki bey ile biraz tartıştık.Uzun bir konuşmadan sonra en sonunda dedim : “Yani siz benim şikayetimi almıyor musunuz şimdi? Bizim sistem böyle işine gelirse doktorumuz bu şekilde tedavi uygun görmüş.Her doktorun yoğurt yiyişi farklıdır burada bir sıkıntı yok mu diyorsunuz?”. Böyle deyince el mahkum aldı şikayetimi ama yine de gerçekten aldığından emin değilim...
Artık özel kliniklere bakacağız başka çaresi yok dedik ve üç anne (Zeynep Ezgi'nin okul arkadaşlarından Eren ve Doruk'un annelerine sevgiler) kafa kafaya verip araştırmaya başladık.Doktor ismi buluyoruz telefon edip bilgi alıyoruz.Derken şuan için iki doktorda karar kıldık.İkisinden birini seçeceğiz artık el mahkum..
Böyle dört bir taraftan sarılmış hissederken Zeynep Ezgiyi alma saati geldi.Eve geldik, yemek yedik, banyo yaptık, kitaplar okuduk ve yattık.İşte bu kadar dedim aynen düşündüğüm gibi..
Baktım bu melankoli hali sürüyor,taktım kulaklığı, açtım müziğin sesini..Çok iyi geldi vallahi. Bir doz daha ayar yapılması lazımdı ki saat on ikiyi vurduğunda geldi:) Sağlıklı ve hayattayız...Hayat çok kıymetli.Gülümse dedi ilham perisi ;)
Beni seven bir eş, deli gibi aşk yaşadığım bir pıtırcık, beni düşünen arkadaşlarım, ailem varken, sağlık,neşe varken Betül gülümse kaderine...



Not: Depresyona girmesini bildiğim gibi çıkmasını da bilirim evelallah :)

1 Eylül 2014 Pazartesi

Sağlıkta çağ mı atladık ?

Devletimizden Allah Razı Olsun!

        Dün bahsettiğim üzere Zeynep Ezgi için çocuk psikiyatristi arayışımız vardı.Çok güvendiğimiz bir çocuk doktoru özel kliniklerin bu işi ticarete döktüğünü, kendi fikrine soracak olursak Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi veya Göztepe SSK Hastanesinin doktorlarının bu işte oldukça iyi olduğunu söyledi.Birkaç arkadaştan da bu şekilde duyumlar alınca Pendik Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinden Prof.Dr.Ayşe Arman'dan bugüne randevu almıştım.
Sabah erkenden uyandık..Malum kahvaltı yapılacak,Zeynep Ezgi kaçacak ben giyindirmeye çalışacağım, yollara düşülecek vs... İnanılmaz meraklıyım “Doktor ne diyecek ? Nasıl biri ?”diye..
      11:00 de vardık hastaneye..Görevli bir form verdi bunu doldurun ve bekleyin, sizi birazdan çağıracağız dedi.Formu doldurdum.Bizi çağırdılar, muayene odasına girdik.Küçük bir oda, bir köşesinde çocuklar için minik bir masa var.Masa üzerinde bir iki parça blog oyuncak var.Zeynep onlarla oynamaya başladı.İçeri çıtı pıtı genç bir kız girdi.Doktordan önce odayı düzenlemeye gelen bir asistan sandım ta ki kapıyı kapatana dek... Afallayıp “Doktor hanım...” derken, “Evet, benim” dedi karşımdaki kız.Bu arada iç dünyamda da bir çatışma var. “Haydaaaa..”,“Nasıl ya ?Prof. bu kadar genç olabilir mi? Saçmalama Betül Prof. değil bu!”, “Ne olacak şimdi, bu mu bakacak bize?”vs...Ancak bir süre sonra diyaloğa geçebildim. Şöyle ki:

-Şey..Biz Prof.Dr.Ayşe Arman'dan randevu almıştık..
-Kendisi bölüm sorumlusu,burada asistanlar muayene yapıyor.
-Ama o zaman randevu alırken sizin adınızı verseler ya biz de ona göre randevu alırız!
-Sistem böyle..

      Sonra genç asistan doktorumuz doldurduğumuz formu inceledi.Okulumuzun yazdığı Zeynep Ezgi'nin okulda ki durumunu özetleyen yazıyı okudu.Şikayetlerimizi sordu.Benim için en önemli konulardan bir olan tuvalet eğitiminin 19 Mayıs'tan bu yana halen sonuca ulaşmadığını, ne yaptıysam gelişme göstermediğini, stabil olarak tuvalet söylememe durumunun devam ettiğini söyledim.Aldığım cevap şu : “Tuvalet eğitimi iki üç yaşlarında başlar.Beş yaşa kadar devam eder.Biz beş yaşında olup hala tuvalet alışkanlığı kazanmamışsa araştırıyoruz.Siz zaten gerekenleri yapmışsınız,beş yaşına geldiğinde sorun devam ederse getirin.” Benim anladığım : “Ne çektiğin umurumda değil.Beş yaşına kadar dışarı çıkamamaya,sıkıntı çekmeye devam et.Beş yaşına geldiğinde belki ilgilenirim!Öce biraz pişmem lazım.” Bu arada Zeynep Ezgi ile çok kısa bir konuşması oldu: “Zeynep anneni seviyor musun? Babanı seviyor musun?Zeynep bana söz ver çişini gelmeden önce annene söyle olur mu?Annen de sana hediye alacak ne alsın?” ...Yahu bende söylüyorum zaten onu! Demek ki benim atladığım bir şey var ki senin uzaman biri olarak onu bulman gerekiyor değil mi? Dedim ki :
-“Peki incelediğiniz kadarıyla hiperaktivite var mı Zeynep'te? 
-Öyle görünüyor.Yalnız bu yaşta ilaç tedavisi uygulamıyoruz 6 yaşında getirin ilaca başlayacak.”

      Nee!..Öyle görünüyor demesi için mi getirdim ben buraya? Öyle göründüğünü bildiğim ve kesin teşhis konuşmasını istediğim için getirdim!Ayrıca altı yaşa kadar neden bir şey yapamıyoruz? Bu durumda erken yaşta getirmişim çocuğu şöyle düşünmek gerekmiyor mu ? “Hangi davranışla yaklaşmalıyız ki sorun çözülsün ve çocuk ilaç kullanımına gerek kalmadan hayatını kolaylıkla sürdürebilsin?”
Böylece biz bu sözleri duydukça görüşmeyi uzatmadık ve çıktık.Maalesef şuan yeni bir doktor arayacağız ve maalesef özel olacak..


      Çünkü bir vatandaş olarak randevu aldığım doktora muayene olamıyorum.Çünkü devlet benim derdime derman bulamıyor.Alkışlar sağlık sistemimize..