Anne Olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anne Olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ekim 2014 Çarşamba

Sonbahar Ağacı







Zeynep'le geçen gün okuldan eve yürüyerek dönerken yerde dökülen ağaç yapraklarını toplamadan edemedik :) Eve gelince bu yapraklardan kendi sonbahar ağacımızı yapalım dedik ve başladık çalışmaya..

Önce bir karton buldum ve ağacın gözdesini çizerek kestim. Sonra bu ağacı boyayalım dedik. Baktık ki kahverengi boyamız tüm ağacı boyamaya yetmeyecek, kahverengi kağıdımızı ağaca göre kesip yapıştırdık. Ağacın gövdesinin dik durmasını sağlaması için ufak bir karton daha kesip ağaca geçirdik. Geriye yaprakları yerlerştirmek kaldı :) Yapılış aşamaları aşağıda..



Biraz fazla yaprak toplamışız, bitiremedik topladığımız yaprakları :) Onları ne yapalım diye düşünürken bir den yaprak ailesi çıktı ortaya :)




Sonrada bir güzel onları konuşturdu Zeynep... Çok zevkli bir etkinlik oldu bizim için... Belki sizde yapmak istersiniz :)




Keyifli günler...

29 Eylül 2014 Pazartesi

Araştırmacı Anne







Bu ara bir hayli yoğun geçiyor günlerim. Zeynep'in veli toplantısı, kışa hazırlık ve bayram alışverişi, rutin ev işleri, Zeynep'e ilgi ve sevgi saatleri derken ne kadar yorulduğumu akşam olunca uykumun erkenden gelmesi ile anlıyorum :)

Bir de yoğunluğumuzu arttıran hastalık durumu söz konusu... Havaların soğumasıyla birlikte hastalanmaya başlayan Zeynep Ezgi'yle doktor maceralarımız bu yıl da devam edecek gibi... Zeynep Ezgi'nin bebekliğinden beri düzenli olarak gittiğimiz doktorumuz maalesef bir yıldır mesleği bıraktı. Biz de onun gibisini henüz bulamadık. Şuan gittiğimiz doktor pek güven vermiyor. Güvendiğin bir doktorun varsa başka bir doktora alışmak çok zor oluyormuş.

Hiperaktivite ile ilgili araştırmalarımız halen devam etmekte. Henüz hangi yöntemi seçeceğimize karar veremedik. Bu konu hakkında fikir almak için kitabını okuduğum Prof.Dr. Eyüp Sabri Ercan 'a ve Dr.İbrahim Bilgen'e mail attım ama 2-3 haftadır tarafıma bir dönüş gerçekleşmedi. Sanırım sitelerinde yazan "Her türlü soru, görüş ya da öneriniz için bize e-posta göndermek konusunda çekinmeyin!" ibaresi öylesine yazılmış bir ibareden başka bir şey değil...

En son ki Marmara Üniversitesi maceramızdan sonra bir prof. dr. bulduk, muayeneye gittik. Zeynep'e ilaç verdi. Bende ilaç vermek istemediğimi söylediğimde o zaman benimle bir işiniz yok dedi. Tavsiye edebileceğim bir psikolog var onunla devam edebilirsiniz dedi. Ancak ne kadar etkili olunur bu durum için bilemem dedi.

Gittiğim doktor ve aradığım, soru sorabildiğim psikologlar, psikiyatristlerden anladığım kadarı ile bu konuda doktorların hepsi genel bir kanıda değil. Bu konuda gittiğin kim olursa olsun, ister meşhur ister değil, psikiyatrist ise ilaç veriyor, psikolog ise ilaç verme terapi yapalım diyor. Önce onların bir çizgide toplanmaları gerekiyor. Yani bu bilim ise göreceli bir kavram olamamalı değil mi ama?

Bu konuda araştırmalarım devam ediyor ve bu ara araştırmam gereken şeyler listesi hiç bitmiyor ne hikmetse... Çok araştırmacı gördüm kendimi :)

Bir de araştırmam gereken tuvalet eğitimi mevzusu var ona başka bir zaman değinirim. Çünkü yine çok uykum geldi :) İyi geceler...


24 Eylül 2014 Çarşamba

Zeynep Ezgi'nin isteği üzere marakas yaptık :)









Bugün okulda büyüklerin sınıfında karton bardaktan marakas yapmışlar. Zeynep Ezgi de illa bende yapmak istiyorum deyince " Madem istiyorsun hadi  bakalım, iş başına... " dedim.Geçen doğum gününden evde son iki tane karton bardak kalmış, tam denk geldi. :) Çok basit olduğundan çabucak yaptık. Geriye eğlenmek kaldı :)

Malzemeler :

İki adet karton bardak
Bant
Makas
Bardağın içine koyabileceğiniz küçük şeyler ( Ben mısırımı feda ettim :) )

Resimde ki gibi bardağın birinin içine mısırları koyduk. Diğer bardağı da üstüne kapatıp, ortadan bantladık. İşte marakasımız hazır. Sıra geldi şarkı söyleyip, eğlenmeye diyeceğim ama şuan çok acıkmış bir yavru kurt misali yemek istediği için anne iş başına :) Keyifli günler...


22 Eylül 2014 Pazartesi

Kayıp zaman dilimimiz...









Aslında bugün etkinlik günüydü ama ben dertleşme günü ilan ediyorum bu günü :)

Bu aralar sormayın halimizi... Zeynep mi ters, yoksa ben mi bilmiyorum ama frekanslar bir türlü tutmuyor. Birkaç gündür hiç adeti olmayan bir saatte (Benim tabirimle kargaların yemediği saatler 7:00 - 7:30 arası ) kalkmaya başladı ve bu hiç hoşuma gitmiyor. Kış saatine geçtik mübarek. Zaman ayarlarımız şaştı :) Hadi uyandı diyelim daha yataktan kalkmadan benim odaya bağırıp “Anne kalk, karnım acıktı!” der mi insan yahu? Hele bir günaydınlaşalım, öpüşelim, yüzümüzü yıkayalım da kendimize gelelim değil mi ama? Bir de hala kendini kaldıramayıp rüya alemine gidesi olan bendeniz hala kalkmamakta ısrar ederse, bizim bızdığın ses düzeyi ve asabiyeti sen kalkana kadar düzenli olarak artış göstermekte... Komşular olmasa çok da tın diyeceğim ama sırf onları uyandırmasın diye apar topar fırlıyorum yataktan.Çok da değil daha bir hafta öncesine kadar kalkar odama gelir, sarılır, öper, hadi kalkalım derdi. :( Bazen ayarlar şaşıyor böyle işte... Fabrika ayarlarına geri dön bızdığım :)

Alelacele kahvaltısını hazırlıyorum. Çok acıktı ya bızdık, çabuk olmak lazım. Aynı anda kahvaltıya oturuyoruz. Ben kahvaltımı bitiriyorum, internette dolaşıyorum, kahvaltıyı topluyorum hala bizimki bitirmiyor kahvaltısını... Öyle tabağını ağzına kadar dolduran annelerden de değilimdir. Sürekli söylene söylene belli bir noktaya geliyor yemek ama bende belli bir noktaya geliyorum o sırada :) Beklemekten nefret ederim. Zeynep'ten önce kimseyi bekletmez, gideceğim yere de önceden giderdim. Şimdi hiç zamanında bir yere yetişemiyorum ve çocuklu hayat sürekli beklemeyi gerektiriyor maalesef...

Bir gün 1,5-2 yaşlarında karnım acıktı demişti. Bende yemeğini pişiriyorum. Küçük hanım bekeleyememiş gitmiş mutfak kapısında asılı duran ekmek poşetini delmiş, içinden ekmek almış çiğniyor. “Kız ne var senin ağzında?” dedim can havliyle. Bir de baktım ki ağzında ekmek, poşette minik mir delik... Dedim o zaman “Sen aç kalmazsın kızım” :) Böyle bir çocuk büyütünce insan, şuan ki haline şaşırıyor. Ne zaman kendi yemeğini kendin ye boyutuna geçtik yemekler bitmez oldu. O şip şak ağzındakileri çiğneyip yutan, ardından bir daha deyip yine açan çocuk gitti; yemeğini mıy mıy çiğneyip ağzında tutan bir çocuk geldi. Her ne kadar onun yiyebileceği kadar koysam da baktım ki uzatıyor bende “Doydun mu?” diye soruyorum. Zeynep de “Evet” diyor gözleri açılarak. Fırsatını buldun mu kaç tabii :) Hadi kalk bakalım diyorum. Doyduğuna ikna olmayarak... Akşamları da aynısını yapıyor. Sonra da açlıktan sabah erken uyanıyor. Anlamadığım madem bu kadar açlıktan öldün, uykundan uyandın, peki niye kahvaltıya saldırmıyorsun? “Kınama, kınadığın başına gelir.” derler ya bir bildikleri var bu eskilerin valla...


Genelde yemek sorunu olan, çocuğu hiç bir şey yemeyen anneler çocuğunu yemek yeme alışkanlığı kazansın diye yuvaya verir. Bizimkinde de tam tersi oldu. Yine her şeyi yiyor çok şükür de kaplumbağa hızıyla işte... Bu dert her anne de var dediğinizi duyar gibiyim. Benim çevremdeki yemeyen çocuklar hep öyleymişler. Bizim bızdık gibi katı gıdalara geçince ultra hızda yemeklerini yutan ancak kendi yemeye başlayınca ultra yavaş yemeklerini yutan ve bunu düzeltmiş bir anne var mı acaba? Zeynep Ezgi'min bir an evvel eski hızına kavuşması dileğiyle...


12 Eylül 2014 Cuma

Minik Bir Ezgiyi Duymak...






   
Kızımla kavuşmamıza yaklaştıkça heyecanım giderek yükseliyordu. “Nasıl bir doğum olacak?”, “Ya gece sancı gelirse yetişebilir miyim?”, “Neye benziyor acaba?”, “Saçlı mı doğacak saçsız mı?”, “Yanıma alacağım çantaya ne koyacağım?” , “Ne zaman alışverişe çıkmalıyım?”, “Hangi biberonu tercih etmeliyim?”, “Nasıl bir bebek odası takımı almalıyım?” ve daha bir sürü deli saçması soru kafamda dönüp dolaşıyor. Ben bunlarla uğraşırken son haftaya girmiş bulunuyoruz.

Çantam her ihtimale karşı kapının önünde hazır bekliyor. Oda takımı bir sürü tartışmaya rağmen annenin zaferi ile alındı .Bebeğimizin ismine bir türlü karar veremiyoruz. Doğana kadar da karar veremedik zaten...  

Doğumdan bir önceki doktor muayenesinde doktorum suyumun azaldığını, bunun önemli bir şey olduğunu iki gün sonra kontrole tekrar gelmem gerektiğini söyledi. Bu iki gün boyunca sürekli bebeğin hareketlerini kontrol etmemi, uzun süre bebek hareketsiz kalırsa hemen hastaneye gelmemi de ekledi. İki gün sonra geldiğimde su seviyesi bu seyirde azalmaya devam etmişse o gün sezaryenle alması gerektiğini söyleyerek, hazırlıklı gelmemi istedi....

Önümde bana sonsuzluk gibi gelen iki gün... Her saniye tetikte bir anne... Sahip olduğum bir şeyi bir kere daha kaybetme riskiyle yüz yüze gelen anne...

Eve gelir gelmez suyun azalması ile ilgili internetten araştırma yaptım. Bu bizim daha da telaşlanmamızı sağladı. Derken iki günü öyle veya böyle geçirdik. Eşyalarımızı aldık ve hastaneye vardık. Doktorun odasına girmek için beklerken, meraktan ruhumu teslim ediyordum. İçeri girdik. Doktorum muayenede bu iki gün boyunca suyumda bir azalma olmadığını, istersek bebeği sezaryenle doğurtabileceğini veya iki gün daha bekleyip tekrar gelebileceğimi söyledi. Bu iki gün içinde bebeğin iyi olacağına dair bir garanti veremeyeceğini de ekledi. Kendini dinlemekle geçecek iki gün daha... İlk bebeğini düşük yapan bir anne için verilmesi ne zor bir karar... Biraz düşündüm ve “Bu şekilde iki gün daha geçiremeyeceğim. Normal doğumu çok istiyorum evet ama sırf normal doğum istiyorum diye kendimi ve bebeğimi riske atamam. Sezaryen olsun, aklım kalacağına kollarımın arasında olsun.” dedim. Derken hazırlıklar başladı. Yatış işlemleri, ameliyathane saatinin ayarlanması,anestezi doktorunun ne uygulayacağına (Ben epidural tercih ettim.Tavsiye ederim.) karar verilmesi, odaya yerleşme derken öğlen oldu. O kadar heyecan var ki aklınız duruyor resmen. Tek odaklandığınız doğum ve bebek. Etrafınızda olanlar,söylenenler hiç birini gerçekten dinlemiyorsunuz. Hamileliğim boyunca doğumda yapacağım duaları düşündüm. Öyle ya doğum esnasında annenin yaptığı tüm dualar kabul olur derler. Bense nutkum tutulmuş gibi sadece besmele çektim. Hiç biri aklıma gelmedi. O derece heyecanlı bir şey yani... Biraz da itiraf etmeliyim ki ürkütücü. Ama bu doğumla alakalı değil ameliyathane masasıyla alakalı. Bir de dışarıda ki herkesle bağlantının koptuğu kapının kapandığı anla alakalı.. Anestezi doktoru epidurali taktı. Sonra doktorum geldi.

İşte başlıyoruz... İlk olarak anestezinin etkili olup olmadığını kontrol ettiler. Sonra doktorum “İki dakikaya kucağında” dedi. Ben tam da “Nasıl yani bu kadar çabuk mu?” diye düşünürken... Onu duydum... Ezgimi... Daha kendisini görmeden bile sesi bu kadar mı güzel gelir kulağa ? Tiz bir ağlama sesi... Gözlerim her yerde onu arıyordu. Yandaki masaya alıp üstünü örtüyorlardı ve onu sarıp başımın tam yanıma koydular. Ağlaması sustu... Deli gibi ağlıyordum. Gözyaşlarım bir türlü bitmek bilmiyordu. Öyle bir duygu seli ki anlatamam. Merak, endişe, korku, stres, heyecan, sevinç, maneviyat... Hepsini bir arada yaşayabileceğim başka bir an yaşamamıştım. Onu alıp götürmeleri gerektiğini, odaya çıktığımda onu getireceklerini söylediler. Bu seferde özlemi ve acıyı yaşadım. Daha kollarıma bile alamamışken onu benden alıp götürmeleri içimi acıttı. Yanı başımdan aldıklarında yine ağlamaya başladı.Artık ağlamam hiç durmuyordu. Bir an önce bende arkasından gitmeliydim. Neyse ki doktorumun eli çabuktu. Odaya geldiğimde onu göremedim. Yıkadıklarını birazdan geleceğini söylediler. Annem dedi ki yıkarken yattığı yerde dönmüş :) Daha o zamandan belli ediyor kendini kızım.

Temiz pak ve cicilerini giyinmiş bir şekilde geldi kollarıma. O kadar güzeldi ki.. Saçları ipek gibi, kokusu cennet... Ve mırıldadı ezgisini kulağıma... Hoş geldin dedim kollarıma... Merak etme, bu kollar ne zaman ihtiyacın olursa seni saracak... Çok uzun zaman bekledim, uzun bir süre de bırakmaya niyetim yok seni... Biraz daha mırıldansan olur mu anne için ezgini ?




Minik Bir Ezgiyi Duymaya Çalışırken...






Doktor: “Hamilesin!”

Bu noktada düşük yapan anneler ne yazık ki sevinsinler mi endişe mi etsinler karar veremiyorlar. Bende aynen böyle hissediyordum. Bir yanım “Yaşasınnnn” diye çıldırırken, diğer yanım “Ya yine aynı şey olursa” demekten kendini alamıyordu. Hep kendi kendine sevincini baskılamaya çalışıyorsun çünkü yine canın acısın istemiyorsun. Sanki canının acımasına engel olabilecekmişsin gibi... Bu annenin kendi kendine yaptığı büyük bir haksızlık bence... İlk ağzından çıkan kimseye bir şey söylemeyelim oluyor.

Burada önemli bilgilendirme için bir şeye daha değinmek istiyorum. Doktorum bana bir önceki muayenemde rahim tersliğimin olduğunu söylemişti. Eğer size de doktorunuz böyle bir şey söylerse. endişelenmeyin. İnternetten araştırabilirsiniz. Her dört kadından biri rahim tersliği ile doğuyor ve bu sizin hamile kalmanıza engel değil. Maalesef toplumumuz gündüz saati yayınlanan gereksiz yayınlarla,kahvelerde oynanan oyunlarla o kadar beynini meşgul ediyor ki kendi gelişimine hiç zaman harcamıyor... Sonra hiç duymadıkları bir şey duyunca da sizi üzme ihtimalini düşünmeden atıp tutabiliyor. Acımasızca... Bu bir arkadaşınız, bir akrabanız, hastanedeki hemşire bile olabilir. Hamileyseniz kulaklarınızı tıkamanızı, güvenebileceğiniz bir doktor bulmanızı ve sadece doktorunuzun dediklerine odaklanmanızı tavsiye ederim. Çünkü siz bir bebek taşıyorsunuz ve o bebeğin gereksiz streslere girmesine inanın hiç gerek yok. Onun yerine anı yaşayın, sizi mutlu edecek ne varsa onu yapın ;)

Ben ilk üç ay mutluluğu pek anlayamadım. Bu ilk aşk,ilk öpüş,ilk atılan adım gibi... Her şeyin ilki farklıdır. Heyecan vardır işin içinde... Bana müjdeli haberi veren doktorumu beni bir haftada hatırlayamadığı için bıraktım. İş yerinde aynı anda üç arkadaş hamileydik :) Biri bana kendi doktorunu tavsiye etti. Sonra üçümüzde Göztepe MedicalPark Hastanesi Dr.Mehtap Yazıcıoğlu'na gittik. Mehtap hanım zaten Medipol Hastanesi'nden gelmiş. Medipol'ün kadın doğumcularının iyi olduğunu zaten bilmeyen yok. Gerçekten çok iyi bir doktordu. Benim memnun kalmadığım hastaneydi. Ama sanırım kadın doğum bölümü biraz değişmiş. Doğum donrası bıraktığım şikayet mektubu etkili olmuştur belki :)

Bu arada artık herkes biliyordu hamile olduğumu. Kafamdan tuz attı ablam bana çaktırmadan. Ben hem burnumu hem çenemi kaşıdım bir çuval inciri berbat ettim :) Benim içime doğuyordu zaten... Niye bilmem hep bu bir kız diye geçirdim içimden... Derken cinsiyet belirleme zamanı geldi. Koca hastanede tek olan ultrason odasına girdik ve doktorum geldi. "Bir kız" dedi... İşte bu bir ilkti benim için. Çok heyecanlanmıştım ki doktor çıkınca, çok sevgili eşim “Doktor yanlış bakmış olabilir mi?” dedi. Ben dumur... “Hayır tabii ki” dedim. Aslında tabii ki yanlış bakmış olabilirdi ama ben işin sağlamasını altıncı hissimle yapıyordum.

Testler,testler,bitmek bilmeyen testler... Şeker yüklemesi yüksek çıktı. Gebelik şekerim vardı ve hayatım boyunca hiç yapmadığım rejimi yapacaktım! Bu çok sinir bozucu. “Ne zaman bu hamileliğin tadını çıkartacağım ben?” diye söylenirdim hep. Toplam hamileliğim boyunca rejim yaptığım için 8 kilo aldım. 20 kilo alanlara selam olsun. Hep size imrendim bilmenizi isterim. Hep hayal ederdim ekşiden tatlıya, tatlıdan ekşiye hiç mutfaktan çıkmayacağım diye :)Yine de doğum sonlarına doğru ufak tefek kaçamaklar yaptım. Kıyamıyorlardı ki canın çekmiştir deyip veriyorlardı evdekiler. Bende geri çevirmiyordum tabii... Eşime ve heyecandan unutma ihtimaline karşı ablama söz verdirdim. Doğum yapıp da odaya çıktığımda başımın üstünde bir supangle görmek istiyorum! Evet o derece açtım :) Doğumdayken supangle odamdaydı. Tek sorun kapağını heyecanla açtıktan sonra bozuk olduğunu farketmemdi... Eve gidince alırız dediler sonra da unuttuk kaldı... Aklıma gelmişken bugün ben supangle yiyeyim bari o günün anısına :)

Doğum mu? O da yarına.. Erkeklerin askerlik meceraları ,kadınların doğum maceraları bitmezmiş :) O yüzden yazıyı okuyan herkes supangle yemeye :)



11 Eylül 2014 Perşembe

Minik Bir Ezgiyi Duymaya Çalışmak...







      Kasım ayıydı.Hayatımda ilk kez hamile olduğumu öğrenmiştim.İnanılmaz heyecan verici bir duyguydu. Sonbaharın melankolik ruh haline inat ilkbaharın canlılığını yaşıyor ruhun...İçinde bir yerlerde bir canlının var olduğunu duyduğun an başlıyorsun kabullenmeye ve benimsemeye...Sonra da avazın çıktığı kadar bağırıp duyurmak istiyorsun herkese...Öyle de yaptım çünkü benim gibi içi içine sığmayan birinden başka bir şey beklenemez değil mi? :)
    İlk doktor ,ilk muayene için araştırmalara başladım. İlk muayenede doktorum henüz kalp atışını duyamadığını, keseciğin küçük olduğunu söylemişti.“Beklememiz lazım” dedi.Biz heyecan içinde beklemeye koyulmuşken başlayan kanamanın neticesinde daha büyümemiş olan bebeğim düştü...
Bu çok inanılmaz bir duygu...Evlenmeden önce filmlerde,dizilerde böyle sahneler görürdüm.Kadın bebeğini düşürür ve bunalıma girer,kendini suçlar,eşiyle arası eskisi gibi olmaz,sanki dünyanın sonu gelmiş gibi hisseder.Derdim ki : “Bu ne saçmalık.Allah'tan gelen bir şey, kendi elinde değil ki..Bir daha olur çocuğu...Bu senaryoları da amma abartıyorlar!” Öyle değilmiş... İnsan hakikatten kendini suçlayabiliyormuş, varlığını hissettiğin o minik parçanın daha neye benzeyeceğini düşünürken elinden kayıp gitmesi insanın canını fazlasıyla acıtabiliyormuş..
    Doktor yapılan kontroller sonrası standart prosedürleri saydı. “Bir süre bekleyin, daha gençsiniz.” dedi. Bu noktada yeni evlilere şunu söylemek istiyorum.Acınız dinmeyecek.Tıpkı benim şuan bunu yazarken hissettiğim gibi size ait bir şeyin sizden gittiği her aklınıza geldiğinde üzüleceksiniz ancak düşük yaptığınızda sabırsız olmayın lütfen.Benim tavsiyem,ondan başka şey düşünmeyen,sürekli iç sesinin bebek istediğini söylediği bir birey olmayın. Çünkü çok düşündüğünüzde psikolojik olarak bir şekilde vücudunuzu etkiliyorsunuz ve hamile kalamıyorsunuz. Ben “Bir şeyi çok istersen olmaz” diye düşünenlerdenim. Tecrübelerim bunu kabullenmemi öğretti.
    Düşük yaptıktan sonra iş yerine döndüğümde kimse konuyu açmadı.Herkes kafamı dağıtmak için ellerinden geleni yaptılar.Sadece konuyu açmak istemediğimi bildikleri için bana saygı duyup lafını bile etmediler.Arkadaşlar yönünden her zaman şanslı bir kişi olmuşumdur zaten. Hepsine, sonsuz müteşekkirim.Ve eşim...Sahip olduğum hazinem...Bu konuda kendi duygularını belli etmeden her zaman yanımda olarak bana destek olmaya çalıştı.
     Hiç insan “Marley&Me” izleyip izleyip ağlar mı ? Ne komik filmdir aslında. Jennifer Aniston'un bebeğini düşürdüğü sahne geldiğinde filmi durdurur,banyoya koşar hüngür hüngür ağlardım.Eşim de kapının hemen bitişiğinde bana destek olmaya çalışırdı.Bazende ne yapacağını bilemezdi adamcağız.
Bir gün, “Artık bu hayat hayat olmaktan çıktı.Ben bir süre bebek istemiyorum.Hayatımıza bakalım” dedik...Kafamız gerçekten rahatlamıştı.Stres koca bir kara bulut gibi evimizden, ilişkimizden, hayatımızdan dağıldı...

   Birkaç zaman sonra rutin bir kontrol için kadın doğum doktoruna gittim.Benden bazı testler isteyip, bir hafta sonra sonuçlar için gelmemi istedi. Bir hafta sonra çıkan test sonuçlarıyla gittim. Doktor bize ne için gelmiştiniz dedi :) Beni bir haftada unutmasını geçtim, elimdeki test sonuçları da mı bir şey çağrıştırmadı anlamadım.Neyse sonuçlara baktı, tam muayene ediyordu ki bana “Sen hamilesin!” dedi.
not:  Zeynebin Ezgisini duymaya az kaldı.Yarın güne ZeynebinEzgisiyle başlamak isterseniz sizi burada bekliyor olacağız...