16 Eylül 2014 Salı

Düğme Kafalı Yılan :)








Düğme Kafalı Yılan


El kaslarını geliştirirken eğleneceğimiz bir etkinlik yapalım dedik kızımla... Geçenlerde biraz keçe almıştım. Rengarenk keçeleri gördüğü an bayıldı. Her fırsatta onları kesmek istiyor, etrafa saçmak istiyor. Dedim madem bir şeyler yapmak istiyorsun hadi yapalım :) Beğenerek takip ettiğim http://www.redtedart.com/ da görmüştüm bu etkinliği...

Gerekli Malzemeler :

Kare kare kesilmiş rengarenk keçeler
Yeterli uzunlukta kurdele
Orta boy bir düğme
İğne ,İplik
Makas
Kalem


Keçeleri kalemle çizip, kare kare kestim. Kare keçelerin ortasına makasla düğme genişliğinde delik açtım. Kurdelenin bir tarafına düğüm atıp, diğer tarafına ise düğmeyi diktim. İşte hazır... Gerisi marifetli ufak ellere kalmış :) Onlar tombik parmaklarıyla düğme iliklemeyi öğrenirken sizde o parmakları yememek için kendinizi zor tutabilirsiniz :)


15 Eylül 2014 Pazartesi

Rosie 'nin Prototipi Dyson 360 Eye Karşınızda...







Zeynep Ezgi bugün evde ve hasta... “Zeynep'le mi ilgilensem, yemek mi yapsam, temizlik mi yapsam yoksa bugünkü yazımı mı yazsam ?” diye düşünürken, birden “Niye benim de bir İrona'm yada Rosie'm yok...” diye isyanlarda buldum kendimi birden...






Belki onların yeteneğinin yanına bile yaklaşamayacak ama en azından ev süpürme derdinden bizi kurtaracak bir akıllı robot gelecek yakında piyasalara... 2015 sonbaharı Japonya'da piyasaya sunulması beklenen Dyson 360 Eye akıllı süpürge, sanırım piyasaya çıkar çıkmaz bir çok kişinin ilgi odağı olacak... Malum süpürgede Dyson dendi mi akan sular durur... Kalitede henüz eline su dökebilecek başka bir süpürge görmedim,duymadım. Geçenlerde Media Markt'da elektrikli süpürgeler reyonunda görevli kız bir tanıtım yaptı, galiba yine bir teknolojik alete aşık oldum dedim. :)

Görsel olarak da oldukça şık görünen Dyson 360 Eye adını tepesinde bulunan ve etrafını 360 derece görebilmesini sağlayan kameradan alıyor. En güzel özelliklerinden biri ise akıllı telefonunuzdan bu güzelliği çalıştırabiliyor olmanız. Dyson Link Android ve iOS mobil uygulamasıyla telefonunuza bağlanan robotun temizlik seanslarını zamanlayabiliyor, çalışmasını durdurabiliyor ya da uzaktan işlemini takip edebiliyorsunuz. Zeminle temas eden noktalarda kullanılan karbon fiber fırçalar parkeden halıdaki en küçük kalıntılara kadar her şeyin kolaylıkla temizlenmesini sağlıyor. İçine çektiği kiri tozu yok ederek dışarıya herhangi bir koku ya da kalıntı vermiyor. Bütün yüzeylerde çalışan robotun pil ömrü 30 dakika ve pili zayıfladığında kendi kendine şarj yuvasına dönüyor. Baya başarılı anlayacağınız :)

Bu aşamada size kalan çocuğunuza ve kendinize daha bol vakit ayırmak oluyor. :)

  

12 Eylül 2014 Cuma

Minik Bir Ezgiyi Duymak...






   
Kızımla kavuşmamıza yaklaştıkça heyecanım giderek yükseliyordu. “Nasıl bir doğum olacak?”, “Ya gece sancı gelirse yetişebilir miyim?”, “Neye benziyor acaba?”, “Saçlı mı doğacak saçsız mı?”, “Yanıma alacağım çantaya ne koyacağım?” , “Ne zaman alışverişe çıkmalıyım?”, “Hangi biberonu tercih etmeliyim?”, “Nasıl bir bebek odası takımı almalıyım?” ve daha bir sürü deli saçması soru kafamda dönüp dolaşıyor. Ben bunlarla uğraşırken son haftaya girmiş bulunuyoruz.

Çantam her ihtimale karşı kapının önünde hazır bekliyor. Oda takımı bir sürü tartışmaya rağmen annenin zaferi ile alındı .Bebeğimizin ismine bir türlü karar veremiyoruz. Doğana kadar da karar veremedik zaten...  

Doğumdan bir önceki doktor muayenesinde doktorum suyumun azaldığını, bunun önemli bir şey olduğunu iki gün sonra kontrole tekrar gelmem gerektiğini söyledi. Bu iki gün boyunca sürekli bebeğin hareketlerini kontrol etmemi, uzun süre bebek hareketsiz kalırsa hemen hastaneye gelmemi de ekledi. İki gün sonra geldiğimde su seviyesi bu seyirde azalmaya devam etmişse o gün sezaryenle alması gerektiğini söyleyerek, hazırlıklı gelmemi istedi....

Önümde bana sonsuzluk gibi gelen iki gün... Her saniye tetikte bir anne... Sahip olduğum bir şeyi bir kere daha kaybetme riskiyle yüz yüze gelen anne...

Eve gelir gelmez suyun azalması ile ilgili internetten araştırma yaptım. Bu bizim daha da telaşlanmamızı sağladı. Derken iki günü öyle veya böyle geçirdik. Eşyalarımızı aldık ve hastaneye vardık. Doktorun odasına girmek için beklerken, meraktan ruhumu teslim ediyordum. İçeri girdik. Doktorum muayenede bu iki gün boyunca suyumda bir azalma olmadığını, istersek bebeği sezaryenle doğurtabileceğini veya iki gün daha bekleyip tekrar gelebileceğimi söyledi. Bu iki gün içinde bebeğin iyi olacağına dair bir garanti veremeyeceğini de ekledi. Kendini dinlemekle geçecek iki gün daha... İlk bebeğini düşük yapan bir anne için verilmesi ne zor bir karar... Biraz düşündüm ve “Bu şekilde iki gün daha geçiremeyeceğim. Normal doğumu çok istiyorum evet ama sırf normal doğum istiyorum diye kendimi ve bebeğimi riske atamam. Sezaryen olsun, aklım kalacağına kollarımın arasında olsun.” dedim. Derken hazırlıklar başladı. Yatış işlemleri, ameliyathane saatinin ayarlanması,anestezi doktorunun ne uygulayacağına (Ben epidural tercih ettim.Tavsiye ederim.) karar verilmesi, odaya yerleşme derken öğlen oldu. O kadar heyecan var ki aklınız duruyor resmen. Tek odaklandığınız doğum ve bebek. Etrafınızda olanlar,söylenenler hiç birini gerçekten dinlemiyorsunuz. Hamileliğim boyunca doğumda yapacağım duaları düşündüm. Öyle ya doğum esnasında annenin yaptığı tüm dualar kabul olur derler. Bense nutkum tutulmuş gibi sadece besmele çektim. Hiç biri aklıma gelmedi. O derece heyecanlı bir şey yani... Biraz da itiraf etmeliyim ki ürkütücü. Ama bu doğumla alakalı değil ameliyathane masasıyla alakalı. Bir de dışarıda ki herkesle bağlantının koptuğu kapının kapandığı anla alakalı.. Anestezi doktoru epidurali taktı. Sonra doktorum geldi.

İşte başlıyoruz... İlk olarak anestezinin etkili olup olmadığını kontrol ettiler. Sonra doktorum “İki dakikaya kucağında” dedi. Ben tam da “Nasıl yani bu kadar çabuk mu?” diye düşünürken... Onu duydum... Ezgimi... Daha kendisini görmeden bile sesi bu kadar mı güzel gelir kulağa ? Tiz bir ağlama sesi... Gözlerim her yerde onu arıyordu. Yandaki masaya alıp üstünü örtüyorlardı ve onu sarıp başımın tam yanıma koydular. Ağlaması sustu... Deli gibi ağlıyordum. Gözyaşlarım bir türlü bitmek bilmiyordu. Öyle bir duygu seli ki anlatamam. Merak, endişe, korku, stres, heyecan, sevinç, maneviyat... Hepsini bir arada yaşayabileceğim başka bir an yaşamamıştım. Onu alıp götürmeleri gerektiğini, odaya çıktığımda onu getireceklerini söylediler. Bu seferde özlemi ve acıyı yaşadım. Daha kollarıma bile alamamışken onu benden alıp götürmeleri içimi acıttı. Yanı başımdan aldıklarında yine ağlamaya başladı.Artık ağlamam hiç durmuyordu. Bir an önce bende arkasından gitmeliydim. Neyse ki doktorumun eli çabuktu. Odaya geldiğimde onu göremedim. Yıkadıklarını birazdan geleceğini söylediler. Annem dedi ki yıkarken yattığı yerde dönmüş :) Daha o zamandan belli ediyor kendini kızım.

Temiz pak ve cicilerini giyinmiş bir şekilde geldi kollarıma. O kadar güzeldi ki.. Saçları ipek gibi, kokusu cennet... Ve mırıldadı ezgisini kulağıma... Hoş geldin dedim kollarıma... Merak etme, bu kollar ne zaman ihtiyacın olursa seni saracak... Çok uzun zaman bekledim, uzun bir süre de bırakmaya niyetim yok seni... Biraz daha mırıldansan olur mu anne için ezgini ?




Aynı Yıldızın Altında



Eveettt..Cuma klasiğimiz olacak olan izlenesi filmler,diziler kuşağına hoş geldiniz. Supangleler hazır mı?   Bence bu seferlik film başlamadan yiyin. Çünkü bu filmi izlerken biraz gözyaşı akıtacaksınız. Yani lazım olan şey supangle değil mendil olacak :)

Daha önce de söylediğim gibi yeni kitap kurdu aday adayıyım.Genelde çok satanlar bölümünden alırım kitaplarımı. Dikkat eksikliğim olduğundan köşede bir yığın okunamadan duran kitaplar almakla riske girmek istemem.Birkaç ay önce “Aynı Yıldızın Altında” kitabını almıştım.İlk defa bu kitabın neresi best seller, kitap böyleyse bunun filmini asla izlemem demiştim.Kurgu güzel,dil akıcı ama Türk filmi gibi tahmin edilebilir bir son.Hemde ilk sayfadan itibaren.Adam işi biliyor klişe mlişe ama acıtasyonla sattırmış kitabını dedim vallahi ne yalan söyleyeyim.

Bir iki gün önce imdbye baktım 8,2 almış.Hadi canım dedim.Hazır boş vaktim var izleyeyim bari...İzlemeyenler veya izlemeye karar veremeyenler için izledim.


  Aynı Yıldızın Altında


Vizyon Tarihi  : 27 Haziran 2014 (2s 5dk)
Yönetmen        : Josh Boone
Oyuncular        : Shailene Woodley, Ansel Elgort, Nat Wolff
Tür Romantik  : Dram
Ülke                 :  ABD
IMDB Puanı    : 8,2

Özet & detaylar

16 yaşındaki Hazel üç yıldır tiroid kanseriyle boğuşmaktadır ve kanser akciğerlerine de sıçradığı için yanında bir oksijen tüpüyle gezmektedir. Kanserli hastalar için oluşturulan destek grubunun bir terapi seansı esnasında Augustus isimli bir gençle tanışır. Augustus da beyin tümörüyle savaşmış ve bu yolda bir bacağını kaybetmiştir. İkili birlikte zaman geçirdikçe birbirlerine aşık olurlar. Akciğer tedavisi için hastaneye yatırılan Hazel'ın yanından bir an dahi ayrılmayan Augustus, sevgilisinin çok istediği bir hayali gerçekleştirmek için onunla birlikte yola çıkar. Planlarına göre Amsterdam'a gidecek ve Hazel'ın en sevdiği yazar olan Peter Van Houten'i bulmaya çalışacaklardır...
Josh Boone’un yönetmenliğini üstlendiği film, John Green’in romanından Scott Neustadter ve Michael H. Weber tarafından uyarlandı. Filmin başrollerindeyse Shailene Woodley, Ansel Elgort ve Willem Dafoe yer alıyor.(www.beyazperde.com)

ZeynebinEzgisi Yorumu :

Kitaptan yapılan filmler genelde başarılı değiller bence.Çünkü koca kitabı yaklaşık 3 saatlik bir filme sığdırmaya çalışıyorlar ve arada atladıkları mutlaka bir şeyler oluyor.Bu filmde de vardı.Ama gerçekten eksiklik hiç göze çarpmıyor bile..Filme bayıldım.Kitap değil ama film beni ağlattı.En çok Hazel'ın annesine bayıldım.Her şeye rağmen, kafasında tonla sorun varken, hatta kızına hayatta en çok istediği şeyi parasının olmadığı için yapamayacağını söylediğinde sürekli gülümsemesi, kızını incitmemek için verdiği çaba...Takdire şayan gerçekten.Hazel'ın en ufak seslenişinde panikle koşa koşa gelmesi...Sanırım anne olduğum için en çok bu etkiledi beni..17 yaşın yaşadığı ilk aşkın güzelliği de var tabii ki ve ayrılığın hüzünlü acısı da...Kısacası mendili elinize alın ve filmi oynatın derim ben :)

Not: Bugünün şarkısı olan filmin soundtrack'ını dinlemenizi gerçekten tavsiye ederim.

Minik Bir Ezgiyi Duymaya Çalışırken...






Doktor: “Hamilesin!”

Bu noktada düşük yapan anneler ne yazık ki sevinsinler mi endişe mi etsinler karar veremiyorlar. Bende aynen böyle hissediyordum. Bir yanım “Yaşasınnnn” diye çıldırırken, diğer yanım “Ya yine aynı şey olursa” demekten kendini alamıyordu. Hep kendi kendine sevincini baskılamaya çalışıyorsun çünkü yine canın acısın istemiyorsun. Sanki canının acımasına engel olabilecekmişsin gibi... Bu annenin kendi kendine yaptığı büyük bir haksızlık bence... İlk ağzından çıkan kimseye bir şey söylemeyelim oluyor.

Burada önemli bilgilendirme için bir şeye daha değinmek istiyorum. Doktorum bana bir önceki muayenemde rahim tersliğimin olduğunu söylemişti. Eğer size de doktorunuz böyle bir şey söylerse. endişelenmeyin. İnternetten araştırabilirsiniz. Her dört kadından biri rahim tersliği ile doğuyor ve bu sizin hamile kalmanıza engel değil. Maalesef toplumumuz gündüz saati yayınlanan gereksiz yayınlarla,kahvelerde oynanan oyunlarla o kadar beynini meşgul ediyor ki kendi gelişimine hiç zaman harcamıyor... Sonra hiç duymadıkları bir şey duyunca da sizi üzme ihtimalini düşünmeden atıp tutabiliyor. Acımasızca... Bu bir arkadaşınız, bir akrabanız, hastanedeki hemşire bile olabilir. Hamileyseniz kulaklarınızı tıkamanızı, güvenebileceğiniz bir doktor bulmanızı ve sadece doktorunuzun dediklerine odaklanmanızı tavsiye ederim. Çünkü siz bir bebek taşıyorsunuz ve o bebeğin gereksiz streslere girmesine inanın hiç gerek yok. Onun yerine anı yaşayın, sizi mutlu edecek ne varsa onu yapın ;)

Ben ilk üç ay mutluluğu pek anlayamadım. Bu ilk aşk,ilk öpüş,ilk atılan adım gibi... Her şeyin ilki farklıdır. Heyecan vardır işin içinde... Bana müjdeli haberi veren doktorumu beni bir haftada hatırlayamadığı için bıraktım. İş yerinde aynı anda üç arkadaş hamileydik :) Biri bana kendi doktorunu tavsiye etti. Sonra üçümüzde Göztepe MedicalPark Hastanesi Dr.Mehtap Yazıcıoğlu'na gittik. Mehtap hanım zaten Medipol Hastanesi'nden gelmiş. Medipol'ün kadın doğumcularının iyi olduğunu zaten bilmeyen yok. Gerçekten çok iyi bir doktordu. Benim memnun kalmadığım hastaneydi. Ama sanırım kadın doğum bölümü biraz değişmiş. Doğum donrası bıraktığım şikayet mektubu etkili olmuştur belki :)

Bu arada artık herkes biliyordu hamile olduğumu. Kafamdan tuz attı ablam bana çaktırmadan. Ben hem burnumu hem çenemi kaşıdım bir çuval inciri berbat ettim :) Benim içime doğuyordu zaten... Niye bilmem hep bu bir kız diye geçirdim içimden... Derken cinsiyet belirleme zamanı geldi. Koca hastanede tek olan ultrason odasına girdik ve doktorum geldi. "Bir kız" dedi... İşte bu bir ilkti benim için. Çok heyecanlanmıştım ki doktor çıkınca, çok sevgili eşim “Doktor yanlış bakmış olabilir mi?” dedi. Ben dumur... “Hayır tabii ki” dedim. Aslında tabii ki yanlış bakmış olabilirdi ama ben işin sağlamasını altıncı hissimle yapıyordum.

Testler,testler,bitmek bilmeyen testler... Şeker yüklemesi yüksek çıktı. Gebelik şekerim vardı ve hayatım boyunca hiç yapmadığım rejimi yapacaktım! Bu çok sinir bozucu. “Ne zaman bu hamileliğin tadını çıkartacağım ben?” diye söylenirdim hep. Toplam hamileliğim boyunca rejim yaptığım için 8 kilo aldım. 20 kilo alanlara selam olsun. Hep size imrendim bilmenizi isterim. Hep hayal ederdim ekşiden tatlıya, tatlıdan ekşiye hiç mutfaktan çıkmayacağım diye :)Yine de doğum sonlarına doğru ufak tefek kaçamaklar yaptım. Kıyamıyorlardı ki canın çekmiştir deyip veriyorlardı evdekiler. Bende geri çevirmiyordum tabii... Eşime ve heyecandan unutma ihtimaline karşı ablama söz verdirdim. Doğum yapıp da odaya çıktığımda başımın üstünde bir supangle görmek istiyorum! Evet o derece açtım :) Doğumdayken supangle odamdaydı. Tek sorun kapağını heyecanla açtıktan sonra bozuk olduğunu farketmemdi... Eve gidince alırız dediler sonra da unuttuk kaldı... Aklıma gelmişken bugün ben supangle yiyeyim bari o günün anısına :)

Doğum mu? O da yarına.. Erkeklerin askerlik meceraları ,kadınların doğum maceraları bitmezmiş :) O yüzden yazıyı okuyan herkes supangle yemeye :)



11 Eylül 2014 Perşembe

Minik Bir Ezgiyi Duymaya Çalışmak...







      Kasım ayıydı.Hayatımda ilk kez hamile olduğumu öğrenmiştim.İnanılmaz heyecan verici bir duyguydu. Sonbaharın melankolik ruh haline inat ilkbaharın canlılığını yaşıyor ruhun...İçinde bir yerlerde bir canlının var olduğunu duyduğun an başlıyorsun kabullenmeye ve benimsemeye...Sonra da avazın çıktığı kadar bağırıp duyurmak istiyorsun herkese...Öyle de yaptım çünkü benim gibi içi içine sığmayan birinden başka bir şey beklenemez değil mi? :)
    İlk doktor ,ilk muayene için araştırmalara başladım. İlk muayenede doktorum henüz kalp atışını duyamadığını, keseciğin küçük olduğunu söylemişti.“Beklememiz lazım” dedi.Biz heyecan içinde beklemeye koyulmuşken başlayan kanamanın neticesinde daha büyümemiş olan bebeğim düştü...
Bu çok inanılmaz bir duygu...Evlenmeden önce filmlerde,dizilerde böyle sahneler görürdüm.Kadın bebeğini düşürür ve bunalıma girer,kendini suçlar,eşiyle arası eskisi gibi olmaz,sanki dünyanın sonu gelmiş gibi hisseder.Derdim ki : “Bu ne saçmalık.Allah'tan gelen bir şey, kendi elinde değil ki..Bir daha olur çocuğu...Bu senaryoları da amma abartıyorlar!” Öyle değilmiş... İnsan hakikatten kendini suçlayabiliyormuş, varlığını hissettiğin o minik parçanın daha neye benzeyeceğini düşünürken elinden kayıp gitmesi insanın canını fazlasıyla acıtabiliyormuş..
    Doktor yapılan kontroller sonrası standart prosedürleri saydı. “Bir süre bekleyin, daha gençsiniz.” dedi. Bu noktada yeni evlilere şunu söylemek istiyorum.Acınız dinmeyecek.Tıpkı benim şuan bunu yazarken hissettiğim gibi size ait bir şeyin sizden gittiği her aklınıza geldiğinde üzüleceksiniz ancak düşük yaptığınızda sabırsız olmayın lütfen.Benim tavsiyem,ondan başka şey düşünmeyen,sürekli iç sesinin bebek istediğini söylediği bir birey olmayın. Çünkü çok düşündüğünüzde psikolojik olarak bir şekilde vücudunuzu etkiliyorsunuz ve hamile kalamıyorsunuz. Ben “Bir şeyi çok istersen olmaz” diye düşünenlerdenim. Tecrübelerim bunu kabullenmemi öğretti.
    Düşük yaptıktan sonra iş yerine döndüğümde kimse konuyu açmadı.Herkes kafamı dağıtmak için ellerinden geleni yaptılar.Sadece konuyu açmak istemediğimi bildikleri için bana saygı duyup lafını bile etmediler.Arkadaşlar yönünden her zaman şanslı bir kişi olmuşumdur zaten. Hepsine, sonsuz müteşekkirim.Ve eşim...Sahip olduğum hazinem...Bu konuda kendi duygularını belli etmeden her zaman yanımda olarak bana destek olmaya çalıştı.
     Hiç insan “Marley&Me” izleyip izleyip ağlar mı ? Ne komik filmdir aslında. Jennifer Aniston'un bebeğini düşürdüğü sahne geldiğinde filmi durdurur,banyoya koşar hüngür hüngür ağlardım.Eşim de kapının hemen bitişiğinde bana destek olmaya çalışırdı.Bazende ne yapacağını bilemezdi adamcağız.
Bir gün, “Artık bu hayat hayat olmaktan çıktı.Ben bir süre bebek istemiyorum.Hayatımıza bakalım” dedik...Kafamız gerçekten rahatlamıştı.Stres koca bir kara bulut gibi evimizden, ilişkimizden, hayatımızdan dağıldı...

   Birkaç zaman sonra rutin bir kontrol için kadın doğum doktoruna gittim.Benden bazı testler isteyip, bir hafta sonra sonuçlar için gelmemi istedi. Bir hafta sonra çıkan test sonuçlarıyla gittim. Doktor bize ne için gelmiştiniz dedi :) Beni bir haftada unutmasını geçtim, elimdeki test sonuçları da mı bir şey çağrıştırmadı anlamadım.Neyse sonuçlara baktı, tam muayene ediyordu ki bana “Sen hamilesin!” dedi.
not:  Zeynebin Ezgisini duymaya az kaldı.Yarın güne ZeynebinEzgisiyle başlamak isterseniz sizi burada bekliyor olacağız...


9 Eylül 2014 Salı

Twitter'da alışveriş dönemi başladı...




      Alışverişkolikler Twitter'a :)

        Twitter'da yeni bir dönem başlıyor. İnternetten alışveriş yapmayı sevenlerin heyecan duyacakları bir haber duyuran, ABD merkezli mikro blog sitesi Twitter resmi internet sitesi üzerinden ürün satışı yapılabilecek uygulama için start verdiklerini bildirdi.
       Bir süredir test aşamasında olan Twitter'ın “Satın Al” özelliği ile artık markalar ürünlerini twitter üzerinden satışa sunabilecekler ve kullanıcılar da aynı alışveriş sitelerinde olduğu gibi beğendikleri ürünü satın alabilecekler.Yani artık alışveriş sitelerine uğramaya gerek kalmayacak gibi görünüyor.Bunun alışveriş sitelerine etkisini bekleyip göreceğiz...Şuan ABD'de akıllı telefon kullanan belirli bir kesimin deneyimine sunulan özellik, yakında tüm kullanıcıların kullanımına sunulacak. Facebook'un da bu proje üzerinde çalıştığı biliniyor.
         Şirket projenin hayata geçmesinin ardından Android ve İOS işletim sistemlerine sahip akıllı cihazlarda da “Satın Al” özelliğinin çalışacağını belirtti.